reklam
reklam

Elektrikli Araçlar Gerçekten Doğanın Kurtuluşu mu?

Doğanın ne denli kıymetli olduğunu her geçen gün daha iyi anlıyoruz değil mi? İnsanlık olarak bugüne kadar yaptığımız onca hata, sürekli olarak kapımızı çalıyor ve bir gün kendimi salgın hastalıklarla uğraşırken buluyoruz, diğer günse iklim krizleriyle boğuşuyoruz. Peki, gerçekten iyiye doğru birkaç adım ilerlemek istersek yapmamız gereken elektrikli araçlar kullanmak mı olmalı? Gelin üzerine konuşalım.

Elektrikli araçlar her ne kadar son yıllarda Tesla ve Toyota gibi markaların yoğun çabalarıyla gündemlerde aktif olarak yerlerini almış olsalar da teknoloji o kadar da yeni sayılmaz. Bir aracın çalışması için temelde iki gereksinim bulunuyor. Birincisi enerji, ikincisi de onun tüketimi. İnsanlık olarak petrol ürünlerini kullanmaya başlamadan önce, trenlerimizi hareket ettirmek için kömür ve odunların yarattığı ısı enerjisinden faydalanıyorduk örneğin. Yani bu konuda kullandığımız enerji türünü değiştirmek ilk defa yaptığımız bir şey değil. 2010’lu yılların başında Anadolu’nun herhangi bir ilçesinde elektrikli bisikletle karşılaşabiliyordunuz ve bu da farklı bir anlam taşımıyordu. Şimdi dilerseniz dönelim ana başlığımıza.

Elektrik Gerçekten Daha mı Temiz?

Şimdi birkaç aptalca girişimin yine petrol ürünlerinden faydalanarak elektrik ürettikleri cihazları petrol istasyonuna yerleştirdiği olaylar aklıma geldi. Bu gerçekten olacak gibi bir yaklaşım değil. Doğa dostu olmakla öne çıkan, düşük maliyetiyle andığımız bu dönüşümü yine sıvı yakıtla desteklemek hiç akıl karı değil. Bu örneği verip devam ediyorum izninizle. Çünkü bu uç bir örnek ve sürekli karşımıza çıkmayacak.

Burada ‘daha temiz’ sorusunu sorduğumuzda cevap gerçekten de ‘evet’ oluyor. Çünkü sıvı yakıtlar tükenecekler ve karbon salınımları çok daha yüksek. Ayrıca birçok Avrupa ülkesi de bu konuda yaptıkları çalışmalar nedeniyle ülkelerinde dizel gibi daha zararlı yakıtların kullanılmasını yasaklamış durumdalar. Yani bu ülkelerde artık mazotlu arabalar kullanamıyorsunuz ve bu arabalarınızla ülkelerin sınırlarından geçiş yapamıyorsunuz.

Bunun ardından elektriği de nasıl ürettiğimiz aslında burada üzerinde durmamız gereken asıl şey. Eğer çevre kirliliğine sebep olan bir enerji üretim yolumuz varsa ve elektriği üretmek için benzinden faydalanmak gibi karbon salınımı yüksek yöntemler kullanıyorsak yandık. Bütün bu dönüşüm boşuna demektir. Ancak güneş enerjisi için panellerden faydalanıyorsak, yüksek rakımlı ve bol rüzgarlı yerlere güller kuruyorsak arabalarımızda elektriği ana enerji kaynağı haline getirmemiz hiç mantıksız değil gerçekten.

Burada markalara büyük bir sorumluluk düştüğünü söyleyebiliriz. Hem daha cimri araçlar üretilmeli, hem de bu enerjinin üretimiyle ilgili daha çevreci çözüm yolları üzerine geniş çalışmalar yapılmalı. Ancak elbette tek sorumlu da şirketler değil. Ülkeler ve bu ülkelerin yöneticileri de bir an önce kendilerini yeni düzene alıştırmalılar ve gerekli regülasyonları sağlamalılar. Hatta gelişmiş ülkeler, gelişmekte olan ülkelere de bu konuda ön ayak olmalı ve gerekiyorsa yaptırımlarının uluslar arası boyutları üzerine de kafa yormalılar. Geçtiğimiz yıl ülkemizden genç bir aktivistin açtığı “Yaşadığınız en soğuk yaz, bu yaz” pankartı aklıma geldi. Gerçekten de yaşayacak başka bir dünyamız yok.

Bu konuyla ilgili görüşlerinizi, tavsiyeleriniz ve yorumlarınızı merakla beklediğimizi hatırlatalım.

Bu içeriğe tepkini gösterebilirsin! 👍 4.5 / 5 (2 değerlendirme)

2 kişi bu içerik hakkında tepkilerini gösterdi. Sen de tepkini göstererek yazarlarımıza geri bildirim verebilirsin.

Yorumunuz

Yorum yapmak için giriş yapın.

    Son Yorumlar

    Site Ayarları
    • Tema Seçeneği
    • Site Sesleri
    • Bildirimler
    • Özel Mesaj Al